“Nasıl Start Up kurulur ?” yazısı üzerine…

 

Paul Graham.

Ne oldu nasıl oldu bilmiyordum ama bir şeyler beni içine çekmiş olmalı ki girişimcilik işlerine merak salmıştım. Sosyal medyada gezinirken ana sayfama bir yerlerden düşüyordu haberler: “20 yaşlarındaki genç öğrencinin kurduğu Start Up şu kadar değerleme ile tohum yatırım aldı !.” Sahi, Start Up da ne demekti ? Peki benim bu 20 yaşındaki çocuktan eksiğim neydi ? İnternet deryasında bu konuyu araştırdıkça “girişimcilik ekosistemi“nin varlığından haberdar oluyor; melek yatırımcı, kuluçka merkezi, exıt gibi kavramları anlamaya çalışıyordum. Normalde okuma konusunda heyhât ki üşengeç biri olduğum halde bu konuları büyük bir tutkuyla tarıyordum telefonumun ekranından. Günlerce araştırdım, okudum ve okudum… Ve o günlerden bir günde aradığım kapsamlı yazıyı sanırım bulmuştum. 1995 yılında kurmuş olduğu viaweb isimli internet sitesini 3 yıl gibi kısa bir süre sonunda Yahoo gibi bir dünya devine pazarlayan Paul Graham‘ın başarı öyküsü ve ele aldığı yazı, tam da aradığım kılavuzdu. Yazının orjinali Graham tarafından 2005 senesinin 3. ayında kaleme alınmış. Şu an 2017 yılında olduğumuzu düşündüğümüzde aradan geçen 12 yıla rağmen tecrübelerinin hâlâ daha ne derece önemli olduğunu idrâk edebiliyorum. Dileyenler makalenin orjinali için “How to Start a Start up” cümlesiyle arama yaparak kaynağa ulaşabilirler. Türkçe’ye “Bir Start Up nasıl kurulur ?” olarak çevrildiği gibi, “dünyayla rekabet edecek zehir gibi bir bilgisayar şirketi kurmak” başlığıyla da yayınlanmış. Yazının dilimize çevrilmesinde emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyor, ve izninizle yazının kendi anlatımımla analizine başlıyorum.

Çeviriye başlamadan önce yazar, 30 yıl maaşla çalışıp didinmekle bir kaç yıl geceli gündüzlü çalışıp mükemmel bir şirket kurmanın karşılaştırmasıyla başlamış. Bu ikilemi kariyer kararsızlığı yaşayan pek çok insan soruyordur sanırım. Özellikle ülkemizde memur olup “sırtını devlete dayama” anlayışı fazlaca mevcut. Yanlış anlaşılmasın ki memurluk kötüdür demiyorum, bilâkis her iş güzeldir. Ayrıca her geceli gündüzlü çalışan Start Up başarıya ulaşacak diye bir şey de yok. Hatta muradına eren Start up sayısının oranı hüsrana uğrayanlara nazaran çok azdır. Fakat yine de girişimcilik risktir,(risktir ama akıllı risktir, minimalize edilmiş risktir), sonuçta tercih sizindir.

Ardından yazı başlamış ve başarıya ulaşacak bir start up kurmak için 3 temel niteliğe sahip olunması gerektiği söylenmiş. Birincisi yetkin insanlarla yola çıkmak (ki yetkinden kastın ne olduğu ileride belirtilecek), ikincisi müşterilerin gerçekten istediği bir şey üretmek (fikrine aşık olan ama fikrinin evrensel kümenin yani halkın herhangi bir ihtiyacını karşılamadığının farkında olmayan girişimciler için önem arz ediyor) ve üçüncüsü mümkün olduğunca az para harcayarak bu işe başlamak. Ortada başka çözülmesi gereken sihirli bir problem yok diyerek gazı veriyor Graham 🙂

Fikir aşamasında sanılanın aksine çok parlak, daha önce olmamış sıfırdan bir fikre ihtiyaç olmadığı belirtilmiş. Bunun yerine var olan herhangi bir fikrin iyileştirilerek, yeniliklerle üzerine konulması vurgulanmış. Yatırımcının fikre değil, insana yani start up ekibine baktığı söylenmiş: “İşinin ehli, kaliteli insanlar kötü fikirleri düzeltebilirler ama iyi fikirler yeteneksiz olmayan kimseleri kurtaramaz.” (Tabi buradan fikrin hiçbir önemi olmadığı anlaşılmasın ama sizin bulduğunuz fikir dünyada her gün, onlarca insanın da aklına geliyor olabilir. Bunların kaçı fikrini gerçekleştirme kalitesine sahip bir ekibe sahiptir, kaçı bir sonraki aşamaya geçecek kadar cesaretlidir ?)

Yetkin, işin ehli, kaliteli insan kavramını “canavar” terimiyle açıklamış Graham. Canavar insandan kasıt hayır cevabını kabul etmeyen bir pazarlamacı; örneğin mükemmel pazarlık yapan laf cambazı bir Kayserili abi diyebiliriz, yahut simetri takıntısı olan bir grafiker. Gece gündüz işiyle yatıp kalkabilecek kadar tutkulu, hatta biraz da bağımlı “profosyoneller”.  Bunun büyük şirketler için istenmediği fakat start up’lar için lüzumlu olduğu belirtilmiş. Çünkü raylar oturana kadar herkes piyasanın normalinden +1 puan farklı olabilmeli ki, yeni kurulan start up zorlu eşiği aşabilsin ve bir nevi üst lige yükselebilsin.

Bir Start Up afiş tasarımı.

     Start Up‘ların çoğunun üniversite çevresinde kurulduğundan bahsetmiş yazar. Fakat bunun için yazılımcı bulup dost olmak için kasılmaması gerektiği uyarısında da bulunmuş. Kurucu sayısının iki, üç veya dört kişi olması idealdir demiş. Ki hak veriyorum, tek başına bir işe büsbütün girişmek çok zordur ve yılma ihtimaliniz artar. Her yere yetemezsiniz. Çok kişi olursanız da henüz daha işin başında fikir ayrılıklarıyla vakit kaybedersiniz. Kurucuların arasında teknik işlerden anlayan insanlar da olması gerektiğini belirtmiş Graham. Yani yazılımcıyı dışarıdan buluruz olayı çok işlemeyebilir çünkü siz yazılımdan anlamadığınız için işinizi yaptırdığınız insanın işi iyi mi kötü mü yaptığını anlayamazsınız. Kafanızdakini tasarlatamayabilirsiniz çünkü o insanla frekanslarınız uyuşmaz. Yani start up kurmak için ille de yazılımcı olmalısınız demeyelim fakat iki kurucudan en az birinin yazılımcı olması ve diğerinin de ayrıntılı olmasa da genel hatlarıyla bu işin dilinden anlaması mutlak surette avantaj sağlar. İki kurucu dediğim de bana göre en ideal iki kurucu olmasıdır. (Bkz: Google, Yahoo, Microsoft vs.). Diğer şirketleri incelediğinizde de 4’ü geçmez kurucu sayısı. Tabi ülkemizde “garaj hikâyeleri” çıkmıyor ayrı mesele, garajımız yok çünkü bir olsaydı ohoo)

    Start Up kurulumunun 3 temel maddesinden birinde müşterilerin gerçekten istediği ürün vardı hatırlarsanız. Start Up‘ların çoğunun yıkılma gerekçesi budur diyor Graham ve lokantaları örnek gösteriyor. Yemekleri kötü olan ana caddedeki bir lokantanın batması muhtemeldir çünkü süreklilik olmaz, bir giren müşteri bir daha girmez. Fakat yemekleri meşhur bir yer, ara sokakta da olsa müşteri gelip orayı bulacaktır. Demek ki mesele ürünün niteliğinde. Start Up için de “bu iş kimin, hangi ihtiyacını karşılıyor ?” diye kendimize ve çevremize sormalıyız belki de.

Ardından Graham 3 temel maddeye bir ekleme daha koyuyor ve bir an önce ürünün ilk versiyonunu, prototipini çıkarmaya bakın diyor. İlk müşterilerden gelen geri dönüşler altın değerindedir ve buna göre ürününüzü şekillendirme fırsatını erkenden yakalarsınız. Buradan örneğin yeni bir aplikasyonu sanal marketlerde kullanıcı deneyimine sunan girişimcilerimizin ilk gelen yorumları hayli önemsemesi gerektiğini düşünebiliriz. Diğer türlü anlayış “ya tutarsa anlayışı”dır diyor Graham. Bu pek de akıllıca alınmış bir risk olmaz çünkü. (Müşterinin ürünü isteyip istemeyeceği belli değilken yani.) Müşterinin geri dönüşlerine göre planınız değişebilir ve değişmelidir de, bunu gurur meselesi yapmaya gerek yok. Müşteriye ulaşamadıktan sonra, onun istediğini değil de kendi istediğinizi ona sunduktan sonra bunun ne anlamı kalır ki ? Müşterilerin ne istediğini nasıl öğreneceğiniz konusunda da fuarları pazar araştırması noktasında tavsiye etmiş.

Graham, başarılı bir start up deyince herkesin aklına global dev şirketlerin geldiğini söyler. Ama sanılanın aksine ağır siklette başarılı olma şansınız düşüktür. Onun yerine daha niş bir alan seçerseniz başarılı olma ihtimaliniz artar diyor yazar. Yani okyanusta küçük balık olmak veya küçük derenin büyük balığı olmak mantığı. (Tabi dere dediysek benzetmeydi yani vizyonunuz her daim geniş olsun.)

Paul Graham bütün meseleye ve bu püf noktalara değindikten sonra, ilk yatırımı ne şekilde bulabileceğiniz ve mali konulardan bahsetmiş.  Peki “kim start up kurmalı ?” sorusunu ise para sorununu alışılmış maaşlı çalışma sistemi dışında çözmek isteyen, yirmi üç-yirmi sekiz yaşları arasındaki iyi yazılımcılar olarak cevaplıyor yazar. Arzu edenlere yazının tamamını bulup en az bir kere okumasını bir kez daha tavsiye edelim ve biz payımıza düşen kısmını şimdilik noktalayalım.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir