“Melek Yatırımcı” ne demektir, yatırım nereden bulunur ?

 

Günlük hayatınıza devam ederken bir yerde bir problem yaşadınız, herhangi bir alanda, sektörde. Baktınız, bu işi doğru düzgün yapan, bu problemi çözebilmiş, hizmet sunan hiç bir firma yok. Ya da hâlihazırda bu işi yapanların eksiği çok fazla. Ve dediniz ki,  niye daha iyisini ben yapamayayım ?” (Ya da böyle bir senaryoya ihtiyaç duymadan bir girişimci olmaya karar verdiniz işte, fark etmez aynı kapıya çıkacağız şimdi) Ardından işe koyuldunuz, bulduğunuz alanla ilgili başladınız pazar araştırması yapmaya: Nedir ne değildir, pazarlamada hedef kitlemiz kimlerdir, bu işi nasıl yapabiliriz, yaparsak başarıya ulaşabilir miyiz gibi sorular dehlizinde yüzüyorsunuz. (Tabi bu soruların mantıklı, realistik ve bir plân dahilinde olması gerekir. Elbette ki ayrıntılı düşünme iyidir fakat en ince detaya kadar cevap arar ve soru sayısını bilinçsizce arttırırsanız bu dehlizde boğulma kaçınılmaz olacaktır.) Araştırmaya devam ediyorsunuz piyasayı, varsa rakipleri… Sizin sektöre getireceğiniz yenilikleri vs. de bir kenâra yazıyorsunuz; “bizim mevcut düzenden ne farkımız olacak ?”, “insanların hangi ihtiyacını karşılayacağız ?”. Ve sonra fikrinizi güvendiğiniz kişi veya kişilerle paylaşıyorsunuz (hiç paylaşmama da ayrı bir tür tabi), kiminden akıl almak için kiminden de yararlanmak için, belki hayallerinize ortak etmek için…Peki buraya kadar tamam, iş fikrinizi planladınız, hadi bir de kendinize yoldaş bulduğunuzu varsayalım, bundan sonra zorlu bir eşik çıkıyor önünüze, girişimi finanse etmek  !

Kuruluş aşamasında küçük de olsa bir para harcamak %99 ihtimalle kaçınılmazdır. Bu para en küçüğünden bir internet sitesi açmak için domain(alanadı) almak da olabilir. Şimdi belki diyorsunuz ki, editör bey 20-30 liralık bir alan adı için mi bu kadar rüzgâr yapıyorsun ? Hayır kıymetli okuyucu, bunu uç örnek olarak verdim. Sadece alan adı alarak kaç start up başarıya ulaşmış ? Bir kere piyasaya çıkacaksınız bunun reklam mâliyeti var, ya da ürününüz web sitesi değil de inovaktif bir nesneyse bunun prototipini geliştirme, üretme maliyeti var, en basitinden notebook ihtiyacınız var, bir ofise ihtiyacınız var(her zamanki gibi belirtelim ki ülkemizde garaj olayı pek yoktur bilirsiniz) kısaca var da var…Fakat yine de gözünüz korkmasın ki en azından başlangıç aşamasında aşırı büyük rakamlara genelde ihtiyacınız olmaz. Hatta başarıya ulaşmış çoğu start up, ilk aldığı yatırımın büyük bir kısmını harcamaz ve kemer sıkma politikasıyla ilerler. Yani diyelim ki yatırım aldınız, bunu har vurup harman savurmamalısınız. (Dur editör bey, daha o aşamaya gelmedik)

yatırım

Peki yatırımı nereden ve nasıl bulacağız ? Okuyanların hatırlayacağı üzere, şurada Paul Graham isimli abimizin Start Up kurma yolundaki rehber niteliğinde tecrübelerini aktarmış ve yorumlamıştık. O yazının uzunluğu sebebiyle orada pek anlatmaya fırsat bulamadığımız Graham’ın yatırım bulma evresindeki sözlerinden şimdi burada yararlanmaya çalışalım. Yazar evvela yatırım bulma sürecinin genç girişimci adaylarına uzaktan çok zorlu geldiğini ve bunun tahmin edildiği kadar zor olmadığını söylemiş, bu yalnızca biraz sıkıcı bir süreçtir demiş. İlk ihtiyacınız olacak şey prototipinizi geliştirmek için bir kaç on bin dolardır diyor ve bu rakam az olduğundan bu çekirdek sermayeyi bulmanın diğer aşamalara göre nispeten kolay olduğunu belirtiyor. Hoppala… “Ne yaptın hocam bir kaç on bin dolar mıymış az olan ?” dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız az değil ama ben yazarın dediğini aktardım, bunu bizim ülkemize göre uyarlamak da bizim işimiz olsun. Bir kere o bir kaç on bin dolar diyorsa burada bir kaç on bin liradır diyerek öncelikle kurdan bir kurtarmış olalım 🙂 İkincisi, bu “bir kaç on bin” meselesi de illa şart değil. Yani şirket kurma, prototip çıkarma zahmetli işlerdir Eyvallah ama yatırım bulmak için bunları kesin yapmalısınız diye bir şey yok. Şirketleşmeden ve hatta prototip çıkarmadan yalnızca fikriniz, inancınız, iş planınız ve ikna kabiliyetinizle de yatırım almanız mümkündür. Peki ama nasıl ?

İlk seçenek şudur ki ailenizde veya yakınlarınızda varlıklı bir çevreniz varsa, fikrinizi anlatırsınız ve muhtemelen bir hisse karşılığında kuracağınız start up‘a ortak olurlar. Burada “fikrimi anlatırım ama ya çalınırsa ?” sorusu aklınıza gelebilir fakat aslında derin düşünürseniz bu çok da önemli değildir. “Nasıl yani ?” İçinde bulunduğumuz 2017 yılı içerisinde televizyonu, uçağı ya da interneti tekrar icat edemeyiz. Hemen her konuda yüzlerce web sitesi var. Yani siz “ben şunu yapacağım” dediğinizde muhtemelen kimse “aa süper fikir” demeyecektir. Tabi burada dikkat edilecek husus, fikrinizi anlatırken her detayıyla anlatmayın, incelikleri sizde olsun ve kaba hatları ile bahsedin. Şunu da unutmayın ki; “Yatırımcılar genelde fikre değil insana yatırım yaparlar.” Çünkü o fikri bulan sizsiziniz, nereden ihtiyaç duyulduğunu bilen, hayalinizde canlandıran, eksiklikleri ve detayları bilen sizsiniz. Bu fikri en güzel siz hayata geçirebilirsiniz. “Hem yatırımcıya fazla detay verme hem de onu iknâ et” işi de zor olacağından, fikrinizi yine de güvendiğiniz birine açmanız mâkul olacaktır. Bu devirde güven meselesi zordur evet ama güvensiz de bazı işler yürümez. Fakat içiniz rahat olsun, yatırımcısı akrabası olanları bilmem ama dışarıdan bulunan yatırımcılarla gizlilik sözleşmesi, fikri mülkiyet hakkı gibi bir takım sözleşmeler imzalanır ve fikrinizin çalınması hususunda içiniz daha ferah olur. (Ya da patent falan alırsınız hemen işte amma problem ettik yâ hu).

Yatırımcıyla antlaşma.

“Peki ya zengin akrabalarımız yoksa ?” Merak etmeyin, girişimcide çareler tükenmez 🙂 İşte bu noktada “melek yatırımcı”lar devreye girer. Editör her ne kadar yatırım yaptı diye yatırımcıya “melek” nitelenmesinin kullanılmasından haz etmese de bu terimin ekolojiye ingilizcedeki “angel investor” kelimesinden geldiğini belirtmek zorundadır. Melek yatırımcı, yolun başında olan ve potansiyel vaad eden start up‘lara çekirdek(veya tohum) yatırım yaparak belirli bir hisse karşılığında ortak olan kişidir. Örneğin ben 50 bin lira veriyorum ve CEOkul’a yüzde 20 hisseyle ortak oluyorum gibi(tamam yalnızca örnekti). Burada kazan-kazan durumu mevcuttur. Yani yatırımcı çoğu kez “hayrına” yatırım yapmıyordur, ileride verdiği o parayı katlayarak geri almayı umar. Örneğin facebook gibi bir yere kuruluş aşamasında yüzde 1 ortak olan bir yatırımcı olsaydınız, şu an verdiğiniz paranın yüzlerce katına sahiptiniz. (Bkz: ileri görüşlülük, tabi facebook da uç örnek oldu). Burada işe start up‘ların perspektifinden de bakalım. Başta alınan yatırım “tatlı para” olarak gelse de aldığınız yatırımla şirketinizin bir kısmını da verdiğinizi unutmayın, bol keseden hisse vermeyin yani. Bu arada şirketin tamamını satmak(ya da yatırımcı yönünden hissesini satmak) da “exit yapmak” terimiyle açıklanır ki bunun ne zaman, nasıl, hangi şartlarda mantıklı olduğu ayrı konudur, hemen başlarda düşünmeye lüzum olmadığı kanaatindeyim. “İyi güzel anlattın da melek yatırımcıyı nereden bulacağız ?” dediğinizi duyar gibiyim. Bunun için internette ufak bir arama yaptığınızda işte “x melekleri”, “y angels” vs. isimleriyle karşılaşırsınız. Bunlar yatırımcı ağlarıdır ve içlerinde grupça melek yatırımcılar bulunur, şartlarını web sitelerinden inceleyebilirsiniz. Bunun dışında ülkemizde bireysel olarak da tanıdık simâlardan melek yatırımcılar bulunmaktadır, isim zikretmemize gerek yok araştırdığınızda karşınıza çıkacaklardır. Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta, her kapıya gitmek de çok mantıklı değildir. Güvenilir isim ya da yerlere gitmek mâkuldur. Yatırımcı var parayı vereyim kenara çekileyim der, yatırımcı var sizi bazı kararlar almanız için sıkıştırır; lâkin bir de yatırımcı var ki size mentorluk eder, her türlü rehberiniz olur, yardımlarda bulunan bir dostunuz olmuştur.

Yatırım bulma aşamasında üçüncü seçeneğimiz ise kuluçka merkezleridir. Bunlar genellikle üniversitelere bağlı birimlerdir. Sene içerisinde bir kaç defa başvuru alırlar, değerlendirme sonucu start up‘ları bünyelerine kabul ederler. Ofis, mentorluk vs. güzel ortamlar sunarlar. Yüzde 3-5 gibi küçük hisselerle start up‘ınıza ortak olurlar ve sizi yatırımcılarla buluşturmada aracılık ederler. Üniversitelere bağlı kuluçka merkezleri; gerek ofis imkânları, gerek nispeten güvenilirliği gerekse içerideki taze ve yenilikçi ortamdan dolayı editörün kendisi gitmese de en çok tavsiye ettiği seçenektir diyerek yazımızı noktalayalım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir